Dünyamız belki büyük küçük birçok tufan olayı yaşamış olabilir, ancak Nuh ve Babil tufanlarında anlatıldığı boyutlarda bir tufanı asla yaşamış olamaz. Nuh ve Babil tufanları insanları eğitmek ve gemi yapmasını öğretmek amacıyla tasarlanmış tufanlardır. Bir başka deyişle, Kutsal dağdaki prototiplerden (İlk örnekler) esinlenen kişiler, Nuh ve Babil tufanları ile insanlara büyük sel felaketlerinden nasıl kurtulabileceklerini aktararak bu tür olaylarda ne gibi önlemler almaları gerektiğini bildirmişlerdir. Bu örnekler Hz. Musa’ya “Bak, her şeyi dağda sana gösterilen örneklerine göre yapacaksın” diye gösterilmiş olan örneklerdir (İbranilere Bab 8/5). Tekvin'de tufan olayını anlatan bölümleri dikkatle okuyan herkes tufanların birer tasavvur olduğunu rahatlıkla anlayabilir.
NUH TUFANI (özet)
Nuh (Allah'ın buyruğu üzerine), 300 arşın boyunda, 50 arşın genişliğinde ve 30 arşın yüksekliğinde, içinde odaları olan, içerden ve dışarıdan ziftle sıvanmış, 3 katlı bir gemi yapıyor. Gemiye kendisi, karısı, üç oğlu ve üç oğlunun eşleri (8 kişi olarak) ile birlikte her cins hayvandan birer çift gemiye biniyor ve Allah onların üzerine geminin kapısını kapatır ve 17. 02. 600’de (varsayım) Nuh 600 yaşındayken, bütün kaynakları yararak göklerin pencerelerini açar tufan başlar.
Nuh’un gemisi, 17. 07. 600’de (tufandan beş ay sonra) Ağrı dağı üzerine oturur.
01.10. 600’de dağların başları gözükür.
21.11. 600'de Nuh gemisinin penceresini açar ve kuzgunu gönderir, kuzgun yerdeki sular kuruyuncaya kadar öteye beriye gider gemiye dönmez.
Suların yeryüzünden eksilip eksilmediğini görmek isteyen Nuh, yanından bir güvercin uçurur. Ayak tabanına istirahat yeri bulamayan güvercin gemiye geri döndüğünde Nuh geminin penceresinden kolunu uzatarak güvercini yanına alır.
Yedi gün daha bekler ve 01. 01. 601’de, güvercini tekrar gönderir. Güvercin akşam vakti ağzında yeni koparılmış bir zeytin yaprağı ile onun yanına girince Nuh suların yeryüzünden eksilmiş olduğunu anlar ve geminin örtüsünü kaldırır.
17. 02. 601’de, Nuh ve gemide bulunanlar, gemiden dışarı çıkarlar (Tekvin Bap 6,-8).
Şimdi bu anlatılanları mantık süzgecinden geçirelim.
Nuh, gemisinin Ağrı dağı üzerine oturduğunu nasıl anladı?
Eğer anlatıldığı gibi bir tufan olsaydı ve Nuh’un gemisi de böyle bir tufanı yaşasaydı, bu gemi (öyle bir tufanda) yüzlerce belki de binlerce mil sürüklenmiş olacak, Nuh da gemisinin Ararat (Ağrı) dağı üzerine oturduğunu kesinlikle bilemeyecekti (çünkü o devirlerde ne pusula, ne de harita vardı). Bütün bu olumsuz şartlara rağmen Nuh, gemisinin Ağrı dağına oturduğunu bildirmekte, böylece gemisinin hiç yer değiştirmemiş olduğunu bizzat kendi açıklamaktadır.
Nuh'un Gemisi neden bir başka dağa değil de Ağrı dağına oturmuş?
Çünkü burada sözü edilen Ağrı dağı sembolik dünyadaki Ağrı dağıdır. Ağrı dağının Tekvin’in Yaradılış Bölümü’ndeki adı “Ararat”tır. Ararat, Ermenice bir kelimedir ve “dünyanın anası” anlamına gelmektedir. Kısacası, Ağrı dağı “Toprak Ana”nın (küçük dünyanın mitolojik tanrısı Gaia’nın) doğum ağrıları çektiği dağdır. Bu dağ, Kaf dağı - Demir dağ - Altın dağ - Bülbül dağı - Tanrı dağı - Elburz dağı - Hira dağı - Zeytin dağı - Kaz dağı - Meru dağı gibi yüzlerce hatta binlerce isimle anılır.
Nuh tufanı olayı neden tarih verilerek anlatılıyor?
Tekvin’de, tufan tarihinin ay, gün ve hatta sene (Hz.Nuh’un yaşı) olarak verilmiş olması hayli ilginçtir. Bilindiği gibi, din kitaplarında tarihten kesinlikle bahsedilmez, hele ay ve günlerden asla (bu olay hariç). Hz. Musa’nın kesin tarih vererek tufanı anlatmasının mutlak bir nedeni vardır.
Nuh ve beraberindekiler 17. 02. 600’de Nuh 600 yaşındayken (varsayım) gemiye giriyorlar ve tam 365 gün sonra 17. 02. 601’de, yani dünya güneş etrafındaki turunu tamamladığında gemiden çıkıyorlar. Böylece geminin yer değiştirmediği bir kez daha açıklanıyor.
Nuh'un uçurmuş olduğu güvercin nasıl olur da ayağına basacak bir yer bulamaz?
Nuh’un uçurmuş olduğu güvercinlerden biri, ayak tabanına istirahat yeri bulamadığından, geminin penceresine geri dönmüş. Oysa bu güvercin, en azından geminin üstüne konar ve ayak tabanını istirahat ettirebilir veya Nuh, bu güvercini geminin herhangi bir yerine kondurabilirdi, ama nedense kondurmamış.
Gemisinin penceresini açabilen Nuh, yerdeki suların azalıp azalmadığına neden kendisi bakmıyor da, durumu uçurduğu kuşlardan anlamaya çalışıyor?
Nuh, kesinlikle kör değildir, çünkü geminin penceresine dönen güvercini görüyor ve kolunu uzatıp onu içeriye, yanına alabiliyor. Ayrıca Nuh, gemide yalnız da değildir, kendinden başka dışarıya bakabilecek yedi kişi daha vardır. Bunlardan biri pekala dışarıya bakabilirdi. Ama Nuh, bunların hiç birini yapmıyor ve belirli aralıklarla kuşları uçurarak yerdeki suların azalıp azalmadığını öğrenmeğe çalışıyor.
Eğer anlatıldığı gibi, Nuh’un gerçek bir gemisi olsaydı ve bu gemi böyle bir tufana maruz kalsaydı, suların çekilip çekilmediğini anlamak için bu kuşları uçurmasına gerek kalmayacak, dışarıyı kendi bakacaktı.
Nuh’un Gemisi ve ağzında taze zeytin yaprağıyla gemiye geri dönen güvercin
Demek ki, Nuh’un ne böyle bir gemisi vardı, ne de böyle bir tufan olmuştu. Ama buna rağmen Nuh, “İlahi Plan” gereği ön görülen bir işin gerçekleşmesi için bu kuşları uçurmuştu. Nuh’un amacı, sözü edilen geminin gerçekten var olduğunu ve yerinin bu kuş resimleriyle işaretlendiğini üstü kapalı olarak bildirmekti. Böylece Nuh, hem geminin bulunmasını önleyecek, hem de bu sırların gelecek kuşaklara kaybolmadan aktarılmasını, zamanı geldiğinde de bulunmasını sağlayacaktı.
Eğer anlatılan boyutta bir tufan olsaydı, Nuh’un uçurduğu güvercin böyle bir afetten sonra taze zeytin yaprağını nereden ve nasıl temin edebilir de Nuh’a getirebilirdi?
Yeryüzünü tamamen silen bir tufandan hemen sonra, sular çekilip, yer kurur kurumaz uçurulan güvercinin taze bir zeytin yaprağı bulup getirmesine imkan yoktur. Demek ki, ağzında taze bir zeytin yaprağı olan bir güvercin, gemi olarak tasavvur edilen yere resmedilmişti.
Nuh'un gemisi her cins hayvanı alabilecek büyüklükte miydi?
135 metre uzunluğunda, 23 metre genişliğinde ve 13,5 metre yükselliğinde olan bir gemiye (yaklaşık), her çeşit canlının sığmasına imkan olmadığı ortadadır. Ayrıca Nuh’un gemisine aldığı hayvanlardan temiz olanlarını Tanrıya kurban etmiş olduğu göz önünde bulundurulduğunda, temiz hayvan neslinin daha o zaman tükenmiş olması gerektiği ortaya çıkar. Nuh'un gemisine her cins hayvanı aldığını belirtmesindeki amacı, her cins hayvanla ilişkisi olan Zümrüdüanka kuşunun çağrışımını yapmaktı.
Bilindiği gibi Zümrüdüanka kuşunun vücudu her cins hayvandan bir parça alınarak yapılmıştı. Her cins hayvan da sadece Utnapiştim ile Nuh'un gemilerinde mevcuttu. Yani Nuh'un gemisi ile Zümrüdüanka kuşu aynı yerdeydi.
Nuh'un gemisine binen insanların sayısı neden 8'di?
Din kitapları dünyanın 6 günde yaratıldığını, 7'ci günde Allah’ın istirahat etmiş olduğunu bildirir. Altı günde yaratılanların arasında Ahret (Ruhlar alemi) yoktur. Ahret sonradan, yani 8'ci gün yaratıldığından Nuh'un gemisindeki bu sekiz kişi (Nuh ve karısı, üç oğlu ve oğullarının üç karısı) sekizinci günü, yani ahreti simgeleyecekti. İşte bu yüzden Hz. Nuh’un gemisine binecek olan insanların sekiz kişi olması gerekiyordu. Ve yine bu yüzden Hz. Nuh’un bir oğlu, salih olmadığı gerekçesiyle gemiye alınmamış, tufanla ortadan kaldırılmıştı. İşte bu yüzden Nuh'un Gemisi'nin Ahrete açılan bir gemi olduğu söylenmektedir.
Kısacası, Nuh inisiyasyon vasıtasıyla insanlardan gizlenmiş olan Kutsal dağ'ı, dolayısıyla da Kozmik Mabet'i görür veya göksek güçler tarafında kendisine bu yer gösterilir ve gördüklerini sadece üstü kapalı olarak insanlara aktarmasına müsaade edilir. Nuh’da olayın herkes tarafından anlaşılmaması ve de bu gizli yerin kaybolmaması için olayları birbirine karıştırarak anlatırken gelecek kuşaklara gemi olarak tasavvur edilen yerin kuş resimleriyle işaretlenmiş olduğunu belirtmiştir. Nuh’un sözünü ettiği yer ve işaretlerin Babil tufanında kullanılan işaretlerle aynı olması da Utnapiştim ile Nuh’un gemilerinin aynı gemi olduğunu ortaya koymaktadır.
Tekvin, Nuh’un gemisinin Ararat dağında, Kuran ise Cudi dağında olduğunu bildirmekte bu yüzden ortaya bir çelişki çıkmaktadır. Bu bariz çelişki, değişik şekillerde yorumlanmakta, tartışmalara sebep olmaktadır. Örneğin:, Bazı kimseler Hz. Muhammed’in Tevrat’tan kopya çektiğini iddia ediyorlar. Eğer, Hz. Muhammed Tevrat’taki bilgilerden yararlanmak için kopya çekmiş olsaydı, yukarıdaki gibi bir çelişki meydana gelmezdi. Bana göre bu çelişki, “Ara Bul” planı gereğince özellikle dikkatleri çekmek ve olayların araştırılmasını sağlamak amacıyla göksel güçler tarafından yaptırılmıştır.
Nuh’un gemisinin planlanan zamandan önce bulunmasını önlemek amacıyla (X) dağına Ararat dağı - Cudi dağı gibi değişik isimler kullanılarak gemiyle hiçbir ilişkisi olmayan yerlerin adı verilerek araştırmacılar yanıltılmıştır.
Nuh’un gemisi çok özel bir gemidir.
Çünkü: Nuh’un gemisi, “Ahrete Açılan Kapı”dır. Bu yüzden, geminin bulunması gerektiği yer, ahret denilmiş olan yerdir. Ahret, ruhların toplandığı yer olup, insan başlı kuş ile simgelenmektedir. İnsan başlı kuş ise vücudu her cins hayvandan alınan bir parçadan oluşturulmuş olan Zümrüdüanka kuşudur.
Çünkü: Nuh’un gemisi, İlk Kilise olarak benimsenen gemi teknesiydi ve bu gemi tahtadan yapılma bir gemi değildi.
Çünkü: Hz. Nuh ile Hz. İsa, aynı geminin pruva direğini sembol kullanmışlardı.
Çünkü: Nuh’un gemisi bir Kilise, geminin pruva direği de Haç’tı.
Çünkü: Hz. İsa, ben kapıyım derken, ahretin kapısından, yani Nuh’un gemisinin kapısından bahsetmekteydi.
Çünkü: Bizans gemisinden sökülerek, Kabe’nin yapımına kullanıldığı (bazı rivayetlere göre) söylenen tahtalar, Nuh’un gemisinin (hayali) tahtalarıydı.
Çünkü: Nuh, gemisine Zümrüdüanka kuşunu almakla her cins hayvanı da beraber almış oldu. Veya Zümrüdüanka kuşu, Nuh’un gemisinin üstüne resmedilerek her cins hayvan gemiye bindirilmiş oldu.
ALINTIDIR..
|
• 2009-07-10 18:57:57 - slm